Bir çok kişinin tavsiyesi üzerine geçen hafta sonu Ege’nin en güzel koylarını dolaşmak üzere kuzenimle birlikte Muğla Gökova tekne turuna katıldık. İlk kez tekne turuna katıldım ve başlangıçta bütün gün denizde olmanın sıkıcı olacağını düşünmüştüm fakat deniz, manzara öylesine muhteşemdi ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadan akşam oldu. Yeşil ve mavinin bütün tonlarını taşıyan bu manzara karşısında büyülenmemek elde değil. Bu tür turlara katılmak, rehber eşliğinde olması ve kara yolu ile ulaşılması mümkün olmayan koylara ulaşmak nedeniyle büyük avantaj. Gezi sırasında Akvaryum Koyu, İnce Kum, içinde dünyada eşi benzeri olmayan, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen kumu ile meşhur Kleopatra Koyu ve M.Ö. 6. yy.’dan kalan Kayra Krallığı kalıntılarının bulunduğu Sedir Adası, Tavşanlı Ada ve Lacivert Koy’u ziyaret edip doya doya denizin tadına vardık. Tadı damağımda kalan bu güzel günde bana eşlik eden kuzenime teşekkür ederek videoya onun sevdiği ve dinlemekten sıkılmadığı şarkıyı ekliyorum ;))14 Ağustos 2008 Perşembe
Gezelim Görelim (Gökova/MUĞLA)
Bir çok kişinin tavsiyesi üzerine geçen hafta sonu Ege’nin en güzel koylarını dolaşmak üzere kuzenimle birlikte Muğla Gökova tekne turuna katıldık. İlk kez tekne turuna katıldım ve başlangıçta bütün gün denizde olmanın sıkıcı olacağını düşünmüştüm fakat deniz, manzara öylesine muhteşemdi ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadan akşam oldu. Yeşil ve mavinin bütün tonlarını taşıyan bu manzara karşısında büyülenmemek elde değil. Bu tür turlara katılmak, rehber eşliğinde olması ve kara yolu ile ulaşılması mümkün olmayan koylara ulaşmak nedeniyle büyük avantaj. Gezi sırasında Akvaryum Koyu, İnce Kum, içinde dünyada eşi benzeri olmayan, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen kumu ile meşhur Kleopatra Koyu ve M.Ö. 6. yy.’dan kalan Kayra Krallığı kalıntılarının bulunduğu Sedir Adası, Tavşanlı Ada ve Lacivert Koy’u ziyaret edip doya doya denizin tadına vardık. Tadı damağımda kalan bu güzel günde bana eşlik eden kuzenime teşekkür ederek videoya onun sevdiği ve dinlemekten sıkılmadığı şarkıyı ekliyorum ;))9 Ağustos 2008 Cumartesi
Gezelim Görelim (Urla/İZMİR)
Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Ülkeme dönüşümle başlayan yoğun sınav ve staj dönemimin ardından biraz dinlenmek istedim ve yeni yerler görmek için yola çıktım. Bu bölümde Urla'dan bahsedicem.Urla, İzmir'in yaklaşık 40 km batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın merkezinde eski bir yerleşim merkezi. İzmir'in en eski semti olan Urla'nın tarihi M.Ö 2000'li yıllara uzanmaktadır. İş stresinden, şehrin gürültü ve karmaşasından uzaklaşmak isteyenler soluğu Urla'da alabilir. Yeşilin ve mavinin bir arada olduğu Urla’ya gelen günübirlikçi ziyaretçiler, güneşin ve denizin tadını doyasıya çıkarabilir. Üçkuyular'dan Urla'ya kalkan belediye otobüsleride arabası olmayan ziyaretçiler için ayrı bir avantaj. :) Üç tarafı denizlerle çevrili Urla uzun sahil bandına sahip. Sahil boyunca denize girebileceğiniz kamplar hatta hem denize girebileceğiniz hemde dinlenip manzaranın keyfini çıkarabileceğiniz çay bahçeleri ve kafeler yer almakta. Yaz aylarının gelmesi ile canlanan Urla sahilleri her kesimden, her yaştan insanı misafir etmekte. Küçük çarşısında bir çok balıkçıya rastlayabilir ve Urla'nın taze balıklarından satın alabilirsiniz. Güzel doğası, cana yakın ve misafirperver halkı, tarihi binaları ve sokakları ile, kalabalık caf caflı tatil yerlerinden farklı, sessiz sakin bu şirin ilçeyi keşfetmekte geç kalmamanız dileğimle...
10 Haziran 2008 Salı
Türkiye'ye Dönerken
1 Haziran 2008 Pazar
Gezelim Görelim (Amsterdam)
Avrupa'daki son durağım Amsterdam'dı. Grubun kalan son beş üyesi ile geçirdiğim gezi gerçekten çok keyifliydi. Otelimiz şehrin merkezindeydi ve çok konforluydu. :P İki kişilik odayı yine sınırlarımızı zorlayıp beş kişi paylaştık. Bu avrupa seyehatlerim bana çok paylaşımcı olmayı öğretti diyebilirm. :) Müzelerin, kanalların, bisikletlerin ve düzlüğün şehri Amsterdam iliklerine kadar özgür ve özgün bir kent. Hollanda'nın başkenti olmasına rağmen şehirde meclis binası, hükümet, parlamento gibi hiç bir resmi binaya yer yok. Alçak ülke anlamına gelen Natherlands, deniz seviyesinin altında olduğundan batmaması için her yerine kanallar açılmış. Şehre kuşbakışı bakıldığında sanki sular üzerinde yüzüyormuş gibi görünüyor. Amsterdam'a gittiğinizde I Amsterdam kartı almanızı öneririm. Bu kartla birlikte şehri ve birçok müzeyi daha ucuza gezebilirsiniz.Van gogh Museum, Madame Tussaud, Rijk Museum, Rembrant Museum, Extra Cold Cafe, The Amsterdam Dungeon ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. Coffee Shop'ları çok ünlü. Buralarda 5 grama kadar hafif uyuşturucu cake, cookies adı altında satılıyormuş. Kentin en eski semtinde bulunan Red Light District/Kırmızı Işık Bölgesi’ndeki dükkanların vitrinlerinde dünyanın her yerinden farklı kadınlar yer alıyor. Kentin en eski iki kanalı boyunca kurulu bölge hayat kadınlarını, uyuşturucu müptelalarını barındırmasıyla öylesine ün yapmış ki Amsterdam’a gidipte burayı görmeden geçemedik. :) Buram buram uyuşturucu kokan sokaklar gençlerin, yaşlıların, ailelerin ziyaret ettiği turistik bir merkez haline gelmiş. Laleleri ile de ünlü bir ülke olması nedeniyle şehrin bir çok yerinde çiçek pazarlarına, botaniklere rastlayabilir ve dilediğiniz renkte lalelerden satın alabiirsiniz. Özgürlükler şehri Amsterdam stres atmak için gidebileceğiniz muhteşem bir şehir. ;)4 Mayıs 2008 Pazar
Gezelim Görelim (Paris)
Gezi programım tüm hızıyla devam ederken bu haftaki durağım Fransa. İlk olarak Eurolines ile 4,5 saat süren iğrenç bir yolculuk geçirdim. Bizim belediye otobüsleri bile bu otobüsün yanında daha konforlu. Neyse kısa sürmesine rağmen yorucu geçen bu yolculuğun ardından işte Paris'teyim. Büyük bir hayal kırıklığı idi şehre ilk ayak basışım. Her yer pislik içerisinde, etrafta zencilerin, arapların cirit attığı, bir türlü bitmek bilmeyen Metro koridorları... Sonunda merkeze ulaştık ve etraftaki güzellikleri gördükçe bütün stresimiz uçup gitti. Şimdide sırada kalacak yer bulmaktaydı. Bir an önce elimizdeki eşyalardan kurtulup gezmeye başlamak istiyorduk ama bu çok kolay olmadı. Merkezde bulduğumuz oteller pek öğrenci bütçesine uyumlu olmasada açlık ve yorgunluğun verdiği bıkkınlıkla şansımızı fazla zorlamadan bi otele yerleştik ve biraz dinlenip kendimizi hemen dışarı attık. Paris'te olmak gerçekten heyecan verici. Her yerde kalabalık turist grupları, fotoğraf çekenler, satıcılar, aşıklar... Bütün Paris'i 2,5 güne sığdırabilmek çok zor olsada sınırlarımızı zorlayıp hiç durmaksızın yürüdük, gezdik. (Günlük metro biletimiz olmasın rağmen :)) Tek ilgimi çekmeyen dünyaca ünlü Louvre Müzesi'ydi. 4 bölümden oluşan müzenin sadece bir bölümünü gezmeye gücümüz yetti. Müzedeki orjinal Monaliza tablosunu görmekse gerçekten büyük şans :P. Cam mekanda koruma altına alınmış olan tabloyu en yakın 2 metre uzaklıktan görebilirsiniz. ( tabi kalabalığı aşıp yaklaşabilirseniz.) Paris'i ayaklarınızın altına almak isterseniz mutlaka Eiffel Kulesi'ne çıkmalısınız. Kuşbakışı Paris'i seyretmek kesinlikle daha büyüleyici . Ama Kuleye çıkmak için en az 1 saat süren sırada beklemeyi göze almalısınız. Ayrıca Seine Nehri'nde bot turu yapmak içinde bir okadar beklemeniz gerekmekte. Ama bu bekleyiş turun sonunda alacağınız keyfe gerçekten değer. ;) Ayrıca Champs-Elysees, Notre Dame görülmesi gereken, gezdiğim diğer yerler arasında. Gündüzü ile gecesi ile büyüleyici güzellikteki Paris gezimde böylece sona erdi. Yeni yerlerde, yeniden görüşmek üzere...30 Nisan 2008 Çarşamba
Gezelim Görelim (Brugge)
Brugge, küçük Venedik diye anılan Belçika’nın en çok turist çeken kenti. Şehir merkezinin Kuzey Denizi kıyısında bulunmamasına rağmen, denize yakınlığı nedeniyle liman kenti olarak anılmakta. :P Avrupa’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden birisi sayılan şehir gerçekten görülmeye değer. Küçük dükkanları, şehir boyunca uzanan ırmağı, yemyeşil ağaçlarla örtülü ırmağın etrafını çevreleyen parkları, her yerde rastlayabileceğiniz turist gezdiren faytonları ile romantik bir hava içerisinde. Şehri üç kız gezdiğimiz için biz bu havayı pek hissedemedik ne yazık ki :) Ama Belçika’da geçirdiğim en eğlenceli günlerden birisiydi. Güneşinde ilk kez bu kadar ısıttığı bu güzel gün, luna parkta sınırlarımı zorladığım, midemi alt üst eden, heyecan verici oyuncaklara binmemin ardından sona erdi. :)
20 Nisan 2008 Pazar
Gezelim Görelim (Ypres)
Bu hafta Ypres’te, 1. Dünya Savaşı’nın gerçekleştiği topraklarda sizlerleyim. Tarihe karşı pek ilgili olmasam da, bu geziyi faydalı ve eğlenceli geçirmeye çalıştım. İlk kimyasal silah kullanımı 1. Dünya Savaşında Ypres’te İngiliz ve Fransız askerlerine karşı Almanlar tarafından gerçekleştirilmiş. Savaşta 110.000 ton kimyasal madde kullanılmış, 91.000 ölü, 1.300.000 yaralı ile savaş sona ermiş. Savaşın gerçekleştiği alanları, İngiliz ve Almanların sınırlarını, cephanelikleri, sığnakları, barınakları, şehitlikleri, savaşa dair günleri anlatan ve o zamandan kalan alıntıların bulunduğu müzeleri gezdik. 8x25 km2’lik alanda milyonlarca insanın çarpıştığını düşünmek bile insanı etkilemeye yetiyor ama Çanakkale’de gösterilen savunmanın 1/10 unu hissedemediğimi eklemek isterim. Türklük duygularımızdanmı kaynaklandı bilmiyorum ama gezi boyunca sürekli bir kıyaslama içerisindeydik arkadaşlarımla. Neyse bu farkları anlatmaya kalkarsam konu çok derinleşicek. Şehir turu ve akşam yemeğinin ardından son olarak Ypres’te Savaş’tan sonra şehitleri anmak amacıyla hergün gerçekleştirilen anma törenine katıldık. Bir grup askerin yürüyüşüyle başlayan tören üst rütbeli komutanların tören alanına çiçekler bırakması ile sona erdi. Yıllardır süren bu tören, şehitlere duyulan bu saygı gerçekten etkileyici idi fakat askerlerin yürüyüşündeki düzensizlikte gözümden kaçmadı. :) Düşünsenize askeri birlikleri geçtim, biz öğrenci olarak bile katıldığımız hangi bayram yürüyüşünde bir adım önden gittik yada ayağımızı ayrı kaldırdık diğerlerinden. Yürüdüğümüz yerleri inleterek, bastığımız yeri hissederek hareket etmezmiyiz biz ! O duyguyu hissettiremediler bu kısa törende. Tarihte bu kısa yolculuğun sonunda vatan millet hasretim biraz daha ateşlendi ve Belçika’da bir günü daha geride bırakarak yeniden düştük Leuven yoluna ;)
6 Nisan 2008 Pazar
Gezelim Görelim (Gent)
Aslında bu bölümde sizlere Prag'ı anlatmayı planlıyordum ama kısmet değilmiş. :( Planlarımız istenmedik nedenlerle iptal oldu ve yine Belçika'dayım. Neyse ilerleyen bölümlerde Prag'ta görüşmek üzere diyorum ve yeni gezi yerime geçiyorum. Bu bölümde Gent'te sizlerleyim. :)) Gent Belçika'nın 3. büyük kenti. Belçika'da tüm kentlerin tarihi bir havası var ama Gent'te bu tarihi havayı daha çok hissedebilirsiniz. Gezerken insan kendini masal dünyasında gibi hissediyor. Binalar, caddeler, ışıklar, sokaklar sanki bir oyun için düzenlenmiş ve kısa süre sonra yeni halini alacakmış gibi görünüyor. Havanın da güneşli olması gezimize ayrı bir tat kattı ve nasıl geçtiğini anlamadığım dolu dolu bir gün geçirdim.2 Nisan 2008 Çarşamba
Gezelim Görelim (Bremen )
Avrupa 2 haftadır Paskalya Bayramını kutluyor. Hz. İsa'nın çarmıha gerildikten sonra dirilip göğe yükseldiğine inanarak onun yeniden doğuşunu anıyorlar. Evler, sokaklar süslendi ve insanlar boş alanlarda ateş yakıp etrafında içkileri ile birlikte Hz. İsa'yı anıyor. Neyse beni paskalya kısmından çok bayram tatili ilgilendiriyor. :) 2 haftalık tatil dinlenmek, gezmek, eğlenmek için süper fırsat. ;) Birkaç ülkeyi ziyaret etmek için planlar yaptık ve sonunda ilk durağımız Almanya oldu. Bir kaç gün kalmayı düşünmüştük ama keyfimiz okadar yerindeydi ki kalış süremiz 1 haftaya uzadı. Bir hafta kaldık fakat sadece Bremen'i gezebildim :( Almanya'da gerçekten çok sayıda Türk yaşıyor. Çarşıda, markette, cafede, heryerde Türklere rastlamak mümkün. Gezerken sürekli Türkçe seslerle irkilip, çevrede dolaşan Türk insanlarla karşılaşmaktan çok mutlu oldum. İşte resimlerle Bremen'de bir hafta.24 Mart 2008 Pazartesi
Kas Kasılması
Yaklaşık 5-6 aydır yaşadığım bacak kramplarım son günlerde şiddetini giderek artırmaya başladı. Uzun zamandır dengesiz beslenmemin ve aşırı ayakta kalmamın rahatsızlığı tetiklediğini düşünüyorum. Özellikle gece uyurken artan kasılmalar artık en basit hareketlerimde bile nüks ediyor. Yazı yazarken dahi parmaklarıma kramp girmesi beni endişelendirmeye başladı açıkçası. Bununla ilgili, sizede yardımcı olabileceğini düşünerek internette kısa bir araştırma yapmak istedim ve kramplara sadece kalsiyum eksikliğinin neden olmadığını öğrendim. Geçici veya kronik bir hastalığa bağlı olarak o bölgede oluşan bir dolaşım bozukluğuna bağlı olabileceği, kalsiyuma ek olarak sodyum,potasyum ve magnezyum eksikliği de önemli nedenler arasındaydı. Kramp oluşmasına karşın sayılan birkaç öneri;1) Fazla tüketilmesi halinde, dolaşım bozukluğu yapan alkol ve sigaradan uzak durun.
2)Bacaklarınızı sık sık yukarı kaldırmayı ihmal etmeyin ve pedal çevirme hareketini her gün birkaç kez yapın.
3)Özellikle varisleriniz varsa mutlaka varis çorabı giyin.
4)Uzun süre ayakta kalmayın.
5)Spor yapmayı ihmal etmeyin.
6)Bacaklara her sabah soğuk duş yapmak ve aşağıdan yukarı doğru masaj yapmak yararlıdır.
7)Geceleri uyurken bacaklarınıza kramp giriyor ve sizi uyandırıyorsa, yatmadan önce kramp önleyici bir ilacı ağızdan almayı veya dışarıdan bir ilaç sürmeyi ihmal etmeyin.
8)Özellikle kalsiyumdan zengin besinler tüketmeye çalışın, dengeli beslenin.
Fakat kramplarınızın nedenini öğrenmek için muayene olmayı ihmal etmeyin !!!
Kram esnasında ise; kramp giren bölgeyi rahat bir konuma getirerek gevşetici masajlar yapın. Birkaç dakika içinde kaslar normale dönecektir. Kramp anında şiddetli müdahaleden kaçının. Ağrı uzun sürerse bölgenin üzerine nemli ve sıcak bir havlu örtün.
22 Mart 2008 Cumartesi
ARKADAŞ
Tüm içtenliğimle kardeşim dediğim, her şeyi paylaştığım, en kötü anımda bile bana sırt çevirmeyeceğine emin olduğum nadide insan. Bazen yaşananları, paylaşılanları anlatmakta kelimeler anlamsız kalırya , o yüzden fazla uzatıp basitleştirmek istemiyorum aramızdaki dostluğun ifadesini. :P Bu sene yanında değilim kardeşceyziiiiimm. Doğumgünün kutlu olsun, yaşın kaç olursa olsun her şeyin en güzeli seninle olsun…;)
seslendiren;Melike Demirağ & Sevil :))
11 Mart 2008 Salı
Şafak 74
10 Mart 2008 Pazartesi
Gezelim Görelim (Antwerpen)
Haftasonu Türk arkadaşlarımla, nereye gidelim diye düşünürken, en sonunda Antwerpen’e gitmeye karar verdik. Hala Belçika sınırlarını aşamadığımın farkındayım. Ama geçen Cuma günü vize süremi uzatmaya gittiğimde, Belçika dışına çıkamayacağımı öğrendim. Geçirdiğim şoku düşünsenize, birçok şeyi göze alıp, birçok zorlu günler atlatıp (bilen bilir) kalkıp buralara kadar geliyorum ve bana, en yeşilinden pasaportum olmasına rağmen, sadece Belçika’yı gez yeter diyorlar. Neyse ki bu halledilebilir bir sorunmuş.
Gelelim Antwerpen’e … Belçika’nın Brüksel’den sonraki en büyük ve Avrupa’nın en büyük ikinci limanına sahip olan şehir, meşhur elmasları ile anılmaktadır. Dünya’daki elmasların %70 i Antwerpen’den dağılmaktaymış. Şehrin her yanı elmas satan dükkanlarla çevrili. Beni şehirde en çok etkileyen de ELMASLAR oldu elbette. Vitrinlerden ayıramadığım gözlerim sadece bakmakla yetindi. :(( Sevgilinize, eşinize, kızınıza, sevginizden başka verebileceğiniz en muhteşem hediye bu olurdu bence. ;) ( Mesajın ilgili yerlere gönderildiğini umarak, iletim raporunu bekliyorum :) )
Şehri, rehberimiz olmadığı için kendi çabalarımızla tanımaya çalıştık. Otobüsle şehri gezdiren bir tura katıldık. Oturduğumuz yerde sunulan tanıtım ile ne kadar öğrenilebilirse artık… Neyseki tekrar dönüp gezebilecek kadar vaktimiz vardı ve bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştık. Gezdik, gördük, eğlendik, güldük, üşüdük, acıktık, elmaslara iç geçirdik, fotoğraflar çekindik, tek kişilik vesikalık fotoğraf çekinme kabinine 5 kişi girmeyi başardık…
Bkz. Video; fotoğraflarla Antwerpen. Müzik; Belçika eurovision şarkısı :)
5 Mart 2008 Çarşamba
Gezelim Görelim (Kortrijk)
Bu haftaki durağım Kortrijk’ti. Sabahın erken saatinde trenle başlayan iki saatlik yolculuğumun ardından ilk olarak, Belçika’da Sağlık Sistemi konulu seminere katıldım. Sistem olarak çok fazla farkımız olmasada , uygulama açısından Belçika’da insana çok çok daha fazla değer verildiğini ve hastanelerde daha fazla hassasiyet gösterildiğini söyleyebilirim. Seminerin ardından elbette ki şehir turu , akşam yemeği ve eğlenceeeee :)) Son olarakta, geceyi geçirmek üzere gittiğimiz Fleman ailenin evi… Keyif dolu geçen iki günün sonunda yine halsiz ve yorgun eve döndüm. Sanırım aşağıdaki video bu iki günü anlatmama yardımcı olacaktır. ;) 29 Şubat 2008 Cuma
KAHROLSUN pkk !!!
Gezelim Görelim (Brüksel, Turnhout)
Geçen hafta sonunda Brüksel'i gezdikten sonra haftanın ilk iki gününü de Turnhout'ta geçirdim. Eğlenceli geçen günlerin ardından sanırım buraya alışıyorum. İlk haftalarda hissettiğim o yabancılık günden güne azalıyor.Brüksel Belçika'nın ve Avrupa Birliği'nin başkenti. Fransız ve Fleman kültürünün karakterlerini bir arada yansıtan ülke, dünyanın dörtbir yanından gelen turistlerle kosmopolitan bir hava içerisinde. Bu canlı atmosfer Brüksel'de daha fazla değer kazanıyor. Orta Çağ'dan kalma caddeler ve binalar, insanlarla kaplı büyük alan, etkileyici anıtlar, parklar, cafeler, sokak sanatçıları hepsi birbirinden etkileyiciydi. Eminim göremediğim daha birçok güzellik vardır fakat zamanımız kısıtlı olduğu için devamını sonraki günlere bırakarak şehirden ayrıldık.
Seminer amaçlı gittiğim Turnhout'ta ise yurtdışından gelen diğer hemşire öğrencilerle birlikteydim. Seminerin ardından geceyi bir orman kampında Belçika'lı öğrencilerin hazırladığı eğlenceye katılarak geçirdim ve ertesi gün şehri gezdim. Turnhout küçük meydanı, büyük bir kilisesi, tüm kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği büyük bir sanat merkezi, tarihi binaları olan küçük ve sakin bir şehir.Yağmur altında şehri tanımak güzeldi ama kısa bir süre sonra burnumu çekmeye başladığımda bu gezinin benim için pekte hoş sonuçlanmayacağını farkettim ve hala sesim kısık, boğazım acıyor :( Belçika'yı keşfe burada ara veriyorum. Bakalım bu hafta beni neler bekliyoooor :))
24 Şubat 2008 Pazar
The Last Stop
Geçen Cuma günü nereye gittiğimizden bahsetmezsem olmaz. Hadi biraz eğlenelim. Farklı bi okulda derse gitmek üzere otobüse bindik.Az gittik uz gittik yeni yeni yerlerden geçtik. Yine last stop deyinceye kadar inmedik ve Leuven’den çıkıp Wakkerzeel’e vardık. Neyse ki yalnız başıma kaybolmuyorum gurbet ellerde.Wakkerzeel Avrupa’da her yıl gerçekleşen ünlü rock konserlerinin yapıldığı yer. Konsere yetişemesemde yapıldığı alanı görebildim.:P Wakkerzeel bahçeli müstakil evlerle dolu, çarsısı, bakkalı olmayan küçük bir şehir. İnsanların çoğu çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyor. Evleri, bahçeleri, hayvanlarını besledikleri yerler dahi öylesine güzel ve temizdi ki sanki bu işleri hobi olarak yapıyorlarmış izlenimi verdi bana. Bir yandan şehrin güzelliğini seyrederken diğer yandan da nasıl döneceğimizi düşünüyorduk. Ve ilk gördüğüm kişiye yaklaşarak Leuven’e nasıl gidebileceğimizi sorduk, çünkü indiğimiz duraktan Leuven otobüsü kalkmıyordu. Karşılaştığımız kişi durağın çok uzakta olduğunu söyledi ve bize otostop çekmemizi önerdi. Bir bu eksikti zaten!!! :) Daha sonra kendi arabalarıyla bizi götürebileceklerini söylediklerinde hiç düşünmeden tekliflerini kabul ettim. Hiç bilmediğim bir yer , hiç tanımadığım insanlar… Ve biz arabalarında bilmediğimiz bir yönde ilerliyorduk. Bize Çek misiniz diye sordular. Hiçte benzemiyoruz ama
neden sordular anlamadım. Hahaha…. Nedense bu yabancılara karşı garip bir güven duygusu besliyorum. Ya da zor anlarımda başka çarem olmadığı için güveniyorum onlara. :) Neyse ki güvenimi sarsmadılar ve bizi durağa kadar götürdüler. Güne güzel bir başlangıcın ardından elbette ki dersi kaçırmıştık ama yeni bir şehri tanımak güzeldi.
21 Şubat 2008 Perşembe
UZ Gasthuisberg Hastanesi
Klinik stajıma Avrupa’nın en büyük hastanesi olduğunu öğrendiğim Gasthuisberg Hastenesinin üroloji servisinde başladım..Stajın ilk gününde hastanede kaybolmam pekte şaşırtıcı değildir sanırım. Zaten bu günlerde biryerlerde kaybolmak benim için çok sıradan olmaya başladı.
Belçika’da hastabakıcıların olmadığını, hastalara tüm bakımı hemşirelerin verdiğini daha önceden öğrenmiştim fakat bu kadar yorucu olabileceğini tahmin etmemiştim. Türkiye’de hastaneye 8,5 ta zor yetişirken burada tam 7 de hastanede olmak zorundayım. Öğle molası 1,5 saat yetermi diye feryat ederken şimdi sadece 45 dakikam var :( Gezmek niyetiyle geldiğim yerde çalışmaktan yorgun düşüyorum diyebilirim. :( Güzel yanlarından da bahsetmek isterim ki bu hastanede malzeme sıkıntısı yok, hasta odaları en fazla iki kişilik, hemşireler gereken her türlü bakımı hastalara rahatlıkla sağlayabilmekte ve hemşire,doktor,hasta ilişkisi çok güzel. Ayrıca Belçika’da bayan hemşireler kadar erkek hemşireler de görev almakta. Farkı farkedince neden bizde aynı şartlarda çalışamıyoruz ya da hastanelerde aynı ilgi ve bakımı alamıyoruz diye düşünmeden edemiyorum. Umarım ülkemdeki sağlık alanında yapılan yenilikler hem hastaların hem de hemşire olarak kendi haklarımızın daha iyi korunabilmesi ve koşulların iyileştirilmesi adına faydalı olur. Sağlıklı kalın…
18 Şubat 2008 Pazartesi
Yaban Ellerde İLk Hafta
İlk haftamı tüm yabancı öğrencilerle birlikte geçirdim. İlk gün keyifliydi sadece hi! See u later demek yetiyordu, sonrası tam bir komedi.
Terminal filmindeki Tom Hanks’in oynadığı karakterden farkım yoktu diyebilirim :P Tüm hafta boyunca rehberle birlikte Leuven’i gezdik. Soğuk havada akşama kadar gezinti yapmak pek keyif verici değildi açıkçası.
%90 ı öğrenci olan tarihi şehir Leuven’de saat 18:00’de tüm dükkanlar, mağazalar, marketler, lokantalar kapanıyor ve hayat barlarda devam ediyor.Bunu ilk akşam yemeği için dışarı çıktığımızda anladık. Yemek yiyebileceğimiz tek yer dahi yoktu. Aç kalınca ah memleketim, ülkem dediğim özlem içeren cümleler kurmaya başlamıştım bile…
İlk dikkatimi çekenlerden biriside trafik oldu. Karşıdan karşıya geçerken (yaya geçidini kullanmak şartıyla) arabalar ne kadar hızla gelirse gelsin hemen durup yayaların geçmesini bekliyorlar. Hiç alışkın olmadığım bu durum şimdilik çok keyif verici fakat Türkiye’ye döndüğümde bir trafik kazasına kurban gitmem an meselesi olabilir. Diğer önemli bir noktada burada her şey aşırı pahalı. Türkiye’de 1 haftada harcıyacağınız parayı burada 1 günde harcayabilirsiniz. Alışveriş için markete gittiğimizde araba için 2£, aldıklarımızı poşetlemek içinde her poşete 3 cent istediler. Durum gerçekten vahim. Yardımlarınızı 4486 675 nolu hesaba yatırabilirsiniz. Ayrıca tüm katkıların bir dönüşü olacağını da hatırlatmak isterim. Belçika’da hava bir gün güneşli, bir gün soğuk ve sisli. Henüz kar ve yağmurla karşılaşmadık. Karlar altındaki ülkeme sevgiler. Kar tatilinin tadını çıkarın ;)