10 Haziran 2008 Salı

Türkiye'ye Dönerken

Avrupa defterimi kapatalı iki hafta oldu. Artık cennet vatan ülkemdeyim. :) Dolu dolu, çok eğlenceli ve bir okadar yorucu geçen günlerim artık hatıralarda. Sevdiklerime kavuşmanın heyecanı ile mutluyken geride bıraktıklarım içinde üzülmemek elde değil tabii ki. Dönüşümüz dahi heyecanlı ve stresliydi. Uçak biletimiz sabah 5 te idi ve Leuven'den Brüksel'e kalkan son tren saat 23:00 teydi. Daha geç saatte taksiyle gitmeyide düşündük ama maliyeti Türkiye'ye dönmemizden daha pahalıya patlıyacağı için tek seçeneğimiz erken saatte hava alanına gidip uçağın kalkış saatine kadar beklemekti. Odamızı boşalttık, eşyalarımızı toparladık, dönüş için herşey hazırdı. Nasıl olduysa kaldığımız yurttan tren istasyonuna giden son otobüsü kaçırdık ve yaklaşık 30 dk'lık yolu elimizde valizler, sırtımızda ağır çantalarla yürümek zorunda kaldık. İstasyona vardığımızda tren saati çoktan geçmişti :(( Ne yapacağımızı düşünürken istasyon memuru yanımıza yaklaştı ve Brüksel'e gidecek olan, başka şehirden kalkan bir trenden bahsetti. (Bizim bu trenden hiç haberimiz yok) Eğer sahibi olduğumuz bilet o trene aitse haber vereceğini ve trenin bizi almak için Leuven üzerinden gideceğini söyledi. O saatte gişeler kapalı olduğundan yeni bilet alma şansımızda olmadığı için yalan söylemekten başka çare yoktu ve memur sorduğunda hiç düşünmeden biletimizin o trene ait olduğunu söyledik. Adam biletlerimizi kontrol bile etmedi. Treni beklerkenki endişemizi tahmin edersiniz heralde. Bu sırada kendimizi sevdirmek için memura yakınlık göstermeyi , şirin görünmeyi ihmal etmiyorduk. :)) Aradan yaklaşık 20 dk geçtikten sonra memur tekrar yanımıza yaklaştı ve trenin, Leuven'e bizden başka yolcu olmadığı için uğramıyacağını bu nedenle bizi taksiyle göndereceklerini söyledi. Taksi Leuven'e gideli binmeyi hayal ettiğimiz son model mercedeslerden birisiydi. Her an biletlerimizi kontrol edeceklerini düşünüp dururken içinde yakışıklı bir fleman şöförle mercedes taksimiz yanımızda durdu, eşyalarımız arabanın bagajına yerleştirildi. Arkadaşlarımızla vedalaştık ve taksiye atlayıp Brüksel'e doğru yola çıktık. Bizi hava alanının kapısına kadar götüren şöförümüze ne kadar minnet duysam azdır ;)))

1 Haziran 2008 Pazar

Gezelim Görelim (Amsterdam)

Avrupa'daki son durağım Amsterdam'dı. Grubun kalan son beş üyesi ile geçirdiğim gezi gerçekten çok keyifliydi. Otelimiz şehrin merkezindeydi ve çok konforluydu. :P İki kişilik odayı yine sınırlarımızı zorlayıp beş kişi paylaştık. Bu avrupa seyehatlerim bana çok paylaşımcı olmayı öğretti diyebilirm. :) Müzelerin, kanalların, bisikletlerin ve düzlüğün şehri Amsterdam iliklerine kadar özgür ve özgün bir kent. Hollanda'nın başkenti olmasına rağmen şehirde meclis binası, hükümet, parlamento gibi hiç bir resmi binaya yer yok. Alçak ülke anlamına gelen Natherlands, deniz seviyesinin altında olduğundan batmaması için her yerine kanallar açılmış. Şehre kuşbakışı bakıldığında sanki sular üzerinde yüzüyormuş gibi görünüyor. Amsterdam'a gittiğinizde I Amsterdam kartı almanızı öneririm. Bu kartla birlikte şehri ve birçok müzeyi daha ucuza gezebilirsiniz.Van gogh Museum, Madame Tussaud, Rijk Museum, Rembrant Museum, Extra Cold Cafe, The Amsterdam Dungeon ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. Coffee Shop'ları çok ünlü. Buralarda 5 grama kadar hafif uyuşturucu cake, cookies adı altında satılıyormuş. Kentin en eski semtinde bulunan Red Light District/Kırmızı Işık Bölgesi’ndeki dükkanların vitrinlerinde dünyanın her yerinden farklı kadınlar yer alıyor. Kentin en eski iki kanalı boyunca kurulu bölge hayat kadınlarını, uyuşturucu müptelalarını barındırmasıyla öylesine ün yapmış ki Amsterdam’a gidipte burayı görmeden geçemedik. :) Buram buram uyuşturucu kokan sokaklar gençlerin, yaşlıların, ailelerin ziyaret ettiği turistik bir merkez haline gelmiş. Laleleri ile de ünlü bir ülke olması nedeniyle şehrin bir çok yerinde çiçek pazarlarına, botaniklere rastlayabilir ve dilediğiniz renkte lalelerden satın alabiirsiniz. Özgürlükler şehri Amsterdam stres atmak için gidebileceğiniz muhteşem bir şehir. ;)