15 Nisan 2009 Çarşamba

Yeni Dönem Hayatım

Bloğuma yazı yazmadığımı fark edeli aylar oldu fakat bir türlü içimden yazmak gelmedi ya da fırsat bulamadım. Son yazımın üzerinden geçen uzun zaman içinde hiç bitmeyecek sandığım lisans bitirme tezimi sonlandırdım ve hemen ardından İzmir'e veda ettim. :( Ayrılışımın fazla uzun sürmeyeceğini hayal ederken çeşitli nedenlerle, Samsun'da özel bir hastanede hiç vakit kaybetmeden işe başladım. Buradaki günlerimin fazla uzun sürmeyeceğini düşünürken beş ayı geride bırakmak biraz hayal kırıklığı yaratıyo tabi. İşimi, iş arkadaşlarımı seviyorum, artık aileme daha yakın bir şehirdeyim, her şey yolunda ama beş aydır eksikliğini tamamlayamadığım birşeyler var. Sanırım herkes gibi bende eski günlerin özlemini yaşıyor, İzmir'e geri dönmeyi bekliyorum. Yaşananlar, paylaşılanlar ne kadarda güzelmiş, şimdi daha da değerleniyor anılarımda. Aklıma gelen en önemsiz şeyler dahi kıymet buluyor o günlere ait olunca. Hayatımın en güzel 5 yılını geride bıraktım ve şimdi çoğu zaman anlamsız bulduğum bir koşturmacanın içindeyim. Sabah 7 de alarmı çalmaya başlayan saatimi 8'e doğru ancak ciddiye alarak güne başlıyorum. Evime 15 dk uzalıkta olan hastaneme yürüyerek gidiyorum. (Koşar gibide diyebilirim :) ) Ameliyathanede çalışıyorum ve daha çok akşam üzeri yoğunlaşan operasyonlar nedeniyle geç saatlerde hastaneden ayrılıyorum. Elif'in deyimi ile denizden yüksekliği 5000 m olan mahalleme, günün sonunda kalan son enerjimi kullanarak tabiri yerindeyse tırmanıyorum. Keşke bir arabam olsa diyorum ama dik yokuşta arabayı kaldırırken çektiğim sıkıntı aklıma gelince tatlı hayalime son veriyorum. :)) Fırsat buldukça Samsun'un meşhur Mecidiye ve Çiftlik caddelerinde, Atakum'da geziyorum, sinemaya gidiyorum, bu şehre alışmaya çalışıyorum.

14 Ağustos 2008 Perşembe

Gezelim Görelim (Gökova/MUĞLA)

Bir çok kişinin tavsiyesi üzerine geçen hafta sonu Ege’nin en güzel koylarını dolaşmak üzere kuzenimle birlikte Muğla Gökova tekne turuna katıldık. İlk kez tekne turuna katıldım ve başlangıçta bütün gün denizde olmanın sıkıcı olacağını düşünmüştüm fakat deniz, manzara öylesine muhteşemdi ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadan akşam oldu. Yeşil ve mavinin bütün tonlarını taşıyan bu manzara karşısında büyülenmemek elde değil. Bu tür turlara katılmak, rehber eşliğinde olması ve kara yolu ile ulaşılması mümkün olmayan koylara ulaşmak nedeniyle büyük avantaj. Gezi sırasında Akvaryum Koyu, İnce Kum, içinde dünyada eşi benzeri olmayan, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen kumu ile meşhur Kleopatra Koyu ve M.Ö. 6. yy.’dan kalan Kayra Krallığı kalıntılarının bulunduğu Sedir Adası, Tavşanlı Ada ve Lacivert Koy’u ziyaret edip doya doya denizin tadına vardık. Tadı damağımda kalan bu güzel günde bana eşlik eden kuzenime teşekkür ederek videoya onun sevdiği ve dinlemekten sıkılmadığı şarkıyı ekliyorum ;))

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Gezelim Görelim (Urla/İZMİR)

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Ülkeme dönüşümle başlayan yoğun sınav ve staj dönemimin ardından biraz dinlenmek istedim ve yeni yerler görmek için yola çıktım. Bu bölümde Urla'dan bahsedicem.
Urla, İzmir'in yaklaşık 40 km batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın merkezinde eski bir yerleşim merkezi. İzmir'in en eski semti olan Urla'nın tarihi M.Ö 2000'li yıllara uzanmaktadır. İş stresinden, şehrin gürültü ve karmaşasından uzaklaşmak isteyenler soluğu Urla'da alabilir. Yeşilin ve mavinin bir arada olduğu Urla’ya gelen günübirlikçi ziyaretçiler, güneşin ve denizin tadını doyasıya çıkarabilir. Üçkuyular'dan Urla'ya kalkan belediye otobüsleride arabası olmayan ziyaretçiler için ayrı bir avantaj. :) Üç tarafı denizlerle çevrili Urla uzun sahil bandına sahip. Sahil boyunca denize girebileceğiniz kamplar hatta hem denize girebileceğiniz hemde dinlenip manzaranın keyfini çıkarabileceğiniz çay bahçeleri ve kafeler yer almakta. Yaz aylarının gelmesi ile canlanan Urla sahilleri her kesimden, her yaştan insanı misafir etmekte. Küçük çarşısında bir çok balıkçıya rastlayabilir ve Urla'nın taze balıklarından satın alabilirsiniz. Güzel doğası, cana yakın ve misafirperver halkı, tarihi binaları ve sokakları ile, kalabalık caf caflı tatil yerlerinden farklı, sessiz sakin bu şirin ilçeyi keşfetmekte geç kalmamanız dileğimle...

10 Haziran 2008 Salı

Türkiye'ye Dönerken

Avrupa defterimi kapatalı iki hafta oldu. Artık cennet vatan ülkemdeyim. :) Dolu dolu, çok eğlenceli ve bir okadar yorucu geçen günlerim artık hatıralarda. Sevdiklerime kavuşmanın heyecanı ile mutluyken geride bıraktıklarım içinde üzülmemek elde değil tabii ki. Dönüşümüz dahi heyecanlı ve stresliydi. Uçak biletimiz sabah 5 te idi ve Leuven'den Brüksel'e kalkan son tren saat 23:00 teydi. Daha geç saatte taksiyle gitmeyide düşündük ama maliyeti Türkiye'ye dönmemizden daha pahalıya patlıyacağı için tek seçeneğimiz erken saatte hava alanına gidip uçağın kalkış saatine kadar beklemekti. Odamızı boşalttık, eşyalarımızı toparladık, dönüş için herşey hazırdı. Nasıl olduysa kaldığımız yurttan tren istasyonuna giden son otobüsü kaçırdık ve yaklaşık 30 dk'lık yolu elimizde valizler, sırtımızda ağır çantalarla yürümek zorunda kaldık. İstasyona vardığımızda tren saati çoktan geçmişti :(( Ne yapacağımızı düşünürken istasyon memuru yanımıza yaklaştı ve Brüksel'e gidecek olan, başka şehirden kalkan bir trenden bahsetti. (Bizim bu trenden hiç haberimiz yok) Eğer sahibi olduğumuz bilet o trene aitse haber vereceğini ve trenin bizi almak için Leuven üzerinden gideceğini söyledi. O saatte gişeler kapalı olduğundan yeni bilet alma şansımızda olmadığı için yalan söylemekten başka çare yoktu ve memur sorduğunda hiç düşünmeden biletimizin o trene ait olduğunu söyledik. Adam biletlerimizi kontrol bile etmedi. Treni beklerkenki endişemizi tahmin edersiniz heralde. Bu sırada kendimizi sevdirmek için memura yakınlık göstermeyi , şirin görünmeyi ihmal etmiyorduk. :)) Aradan yaklaşık 20 dk geçtikten sonra memur tekrar yanımıza yaklaştı ve trenin, Leuven'e bizden başka yolcu olmadığı için uğramıyacağını bu nedenle bizi taksiyle göndereceklerini söyledi. Taksi Leuven'e gideli binmeyi hayal ettiğimiz son model mercedeslerden birisiydi. Her an biletlerimizi kontrol edeceklerini düşünüp dururken içinde yakışıklı bir fleman şöförle mercedes taksimiz yanımızda durdu, eşyalarımız arabanın bagajına yerleştirildi. Arkadaşlarımızla vedalaştık ve taksiye atlayıp Brüksel'e doğru yola çıktık. Bizi hava alanının kapısına kadar götüren şöförümüze ne kadar minnet duysam azdır ;)))

1 Haziran 2008 Pazar

Gezelim Görelim (Amsterdam)

Avrupa'daki son durağım Amsterdam'dı. Grubun kalan son beş üyesi ile geçirdiğim gezi gerçekten çok keyifliydi. Otelimiz şehrin merkezindeydi ve çok konforluydu. :P İki kişilik odayı yine sınırlarımızı zorlayıp beş kişi paylaştık. Bu avrupa seyehatlerim bana çok paylaşımcı olmayı öğretti diyebilirm. :) Müzelerin, kanalların, bisikletlerin ve düzlüğün şehri Amsterdam iliklerine kadar özgür ve özgün bir kent. Hollanda'nın başkenti olmasına rağmen şehirde meclis binası, hükümet, parlamento gibi hiç bir resmi binaya yer yok. Alçak ülke anlamına gelen Natherlands, deniz seviyesinin altında olduğundan batmaması için her yerine kanallar açılmış. Şehre kuşbakışı bakıldığında sanki sular üzerinde yüzüyormuş gibi görünüyor. Amsterdam'a gittiğinizde I Amsterdam kartı almanızı öneririm. Bu kartla birlikte şehri ve birçok müzeyi daha ucuza gezebilirsiniz.Van gogh Museum, Madame Tussaud, Rijk Museum, Rembrant Museum, Extra Cold Cafe, The Amsterdam Dungeon ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. Coffee Shop'ları çok ünlü. Buralarda 5 grama kadar hafif uyuşturucu cake, cookies adı altında satılıyormuş. Kentin en eski semtinde bulunan Red Light District/Kırmızı Işık Bölgesi’ndeki dükkanların vitrinlerinde dünyanın her yerinden farklı kadınlar yer alıyor. Kentin en eski iki kanalı boyunca kurulu bölge hayat kadınlarını, uyuşturucu müptelalarını barındırmasıyla öylesine ün yapmış ki Amsterdam’a gidipte burayı görmeden geçemedik. :) Buram buram uyuşturucu kokan sokaklar gençlerin, yaşlıların, ailelerin ziyaret ettiği turistik bir merkez haline gelmiş. Laleleri ile de ünlü bir ülke olması nedeniyle şehrin bir çok yerinde çiçek pazarlarına, botaniklere rastlayabilir ve dilediğiniz renkte lalelerden satın alabiirsiniz. Özgürlükler şehri Amsterdam stres atmak için gidebileceğiniz muhteşem bir şehir. ;)

4 Mayıs 2008 Pazar

Gezelim Görelim (Paris)

Gezi programım tüm hızıyla devam ederken bu haftaki durağım Fransa. İlk olarak Eurolines ile 4,5 saat süren iğrenç bir yolculuk geçirdim. Bizim belediye otobüsleri bile bu otobüsün yanında daha konforlu. Neyse kısa sürmesine rağmen yorucu geçen bu yolculuğun ardından işte Paris'teyim. Büyük bir hayal kırıklığı idi şehre ilk ayak basışım. Her yer pislik içerisinde, etrafta zencilerin, arapların cirit attığı, bir türlü bitmek bilmeyen Metro koridorları... Sonunda merkeze ulaştık ve etraftaki güzellikleri gördükçe bütün stresimiz uçup gitti. Şimdide sırada kalacak yer bulmaktaydı. Bir an önce elimizdeki eşyalardan kurtulup gezmeye başlamak istiyorduk ama bu çok kolay olmadı. Merkezde bulduğumuz oteller pek öğrenci bütçesine uyumlu olmasada açlık ve yorgunluğun verdiği bıkkınlıkla şansımızı fazla zorlamadan bi otele yerleştik ve biraz dinlenip kendimizi hemen dışarı attık. Paris'te olmak gerçekten heyecan verici. Her yerde kalabalık turist grupları, fotoğraf çekenler, satıcılar, aşıklar... Bütün Paris'i 2,5 güne sığdırabilmek çok zor olsada sınırlarımızı zorlayıp hiç durmaksızın yürüdük, gezdik. (Günlük metro biletimiz olmasın rağmen :)) Tek ilgimi çekmeyen dünyaca ünlü Louvre Müzesi'ydi. 4 bölümden oluşan müzenin sadece bir bölümünü gezmeye gücümüz yetti. Müzedeki orjinal Monaliza tablosunu görmekse gerçekten büyük şans :P. Cam mekanda koruma altına alınmış olan tabloyu en yakın 2 metre uzaklıktan görebilirsiniz. ( tabi kalabalığı aşıp yaklaşabilirseniz.) Paris'i ayaklarınızın altına almak isterseniz mutlaka Eiffel Kulesi'ne çıkmalısınız. Kuşbakışı Paris'i seyretmek kesinlikle daha büyüleyici . Ama Kuleye çıkmak için en az 1 saat süren sırada beklemeyi göze almalısınız. Ayrıca Seine Nehri'nde bot turu yapmak içinde bir okadar beklemeniz gerekmekte. Ama bu bekleyiş turun sonunda alacağınız keyfe gerçekten değer. ;) Ayrıca Champs-Elysees, Notre Dame görülmesi gereken, gezdiğim diğer yerler arasında. Gündüzü ile gecesi ile büyüleyici güzellikteki Paris gezimde böylece sona erdi. Yeni yerlerde, yeniden görüşmek üzere...

30 Nisan 2008 Çarşamba

Gezelim Görelim (Brugge)

Brugge, küçük Venedik diye anılan Belçika’nın en çok turist çeken kenti. Şehir merkezinin Kuzey Denizi kıyısında bulunmamasına rağmen, denize yakınlığı nedeniyle liman kenti olarak anılmakta. :P Avrupa’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden birisi sayılan şehir gerçekten görülmeye değer. Küçük dükkanları, şehir boyunca uzanan ırmağı, yemyeşil ağaçlarla örtülü ırmağın etrafını çevreleyen parkları, her yerde rastlayabileceğiniz turist gezdiren faytonları ile romantik bir hava içerisinde. Şehri üç kız gezdiğimiz için biz bu havayı pek hissedemedik ne yazık ki :) Ama Belçika’da geçirdiğim en eğlenceli günlerden birisiydi. Güneşinde ilk kez bu kadar ısıttığı bu güzel gün, luna parkta sınırlarımı zorladığım, midemi alt üst eden, heyecan verici oyuncaklara binmemin ardından sona erdi. :)